Gece Seni Seçti! Ölümün Doğuşun Olacak! Mavi Çaylaklar ve Kırmızı Çaylakların Birlikte Yaşadığı Bu Evde Gün Olmayacak!
 
AnasayfaKapıTakvimAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap
Gece Evi Tekrar Doğruyor (: Haydiyin Eğlenelim ve Canlandıralım bu Sayede Büyük Bir Site Olalıım (:

Paylaş | 
 

 Aphrodite Lafont

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aphrodite Lafont



Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 19/07/10
İş/Hobiler : Alışveriş, Ritüeller, Entrikalar..
Nerden : Tulsa

MesajKonu: Aphrodite Lafont   Çarş. Ağus. 04, 2010 10:43 pm

O gün her zamankinden farklıydı benim için... Yeni bir ortama girecektim ne de olsa. Okuduğum okuldan ayrılıp bu okula gelmek bana dayanılmaz bir acı veriyordu.

Okulu incelemeye başladım. Genişliği ve barındırdığı katları ile burası kocaman ve şahane mimarisi olan bir okuldu burası. İçeriye doluşan öğrencilere takıldı gözüm. Gözlüklü, gözlüksüz, uzun, kısa, zayıf, şişman, sarışın, esmer... Okulda binlerce öğrenci vardı. Okulun giriş kapısındaki "Öğrencilerin Sınıfları" adlı yazı dikkatimi çekti. Kendi adımı aramaya başladım ve evet 10/c listesinin sondan üçüncü sırasında "Sydney Andrews" yazısını buldum. Yanımdaki kapıdan ince uzun topuklu kırmızı ayakkabısıyla, dizlerine kadar olan siyah elbisesiyle, kırmızı çantası ve tırnaklarıyla şık görünümlü bir kadın çıktı. Saçlarını topuz yapmış olan bu bayana hayran hayran bakarken herkesin sıraya geçtiğini gördüm ve 10/c yazan yerde sıraya geçtim.
Okulumun ilk günüydü ve bu yüzden kalbim çok çok hızlı atıyordu. Diğerlerinin sıraya geçmesini beklerken sınıfımdakilere bir göz attım. Açık sapsarı saçları ve masmavi gözleriyle yanımda duran kız gözlerimi kocaman açmama sebep oldu. Ben ona bakarken birden öndekilerden biri üstüme düştü. Ben şaşkın şaşkın bakışlar atarken yanımda duran kız "Hey James, dikkat et biraz." diye bağırdı. James ayağa kalkarken o yemyeşil gözleri ve uzun boyuyla beni büyülemeyi başardı. Suratımdaki aptal sırıtmayı ancak James'in "Tamam Rochelle." diyen sözleri kesti. Bana baktı. Şefkatle elini uzattı. "Ben James. Tanışmamız fazla iyi olmasa da idare et." dedi. Gözlerimi gözlerinden alamayarak ve kalkmaya çalışarak "Ben Sydney. Memnun oldum" diyebildim. "Ben de"diye karşılık verdi James.

Bu sıcaklarda tören bize fazla uzun ve yorucu gelmişti. Müdürümüzün konuşmaları sırasında, çocukların duygularını dile getirmeleri sırasında aklım hep James'teydi. Tabii gözlerim de.. Önümde duran bu yakışıklı çocuğun suratını ezberlemiştim artık. Arkadaşlarına kavuşacağı için mutlu, ama okul başladığı için de mutsuz görünüyordu. Bu yüzden o mükemmel suratında buruk bir gülümseme vardı. Geniş omuzları, kaslı kollarıyla sporcu olduğu her halinden belli oluyordu. Derken müdürümüz konuşmasının veda kısmına geçmişti. "İyi seneler diliyorum, başarılar" gibi klişe cümlelerle biten konuşmasından zerre kadar bir şey anlamamış olsam bile yine de içimde bir coşku oluşmuştu.

Sınıfa geldiğimizde herkes bir yere oturmuştu. Ben hariç! Bu okula yeni geldiğimi hatırlayıp üzüntüyle iç çektim. Rochelle gülümseyen suratıyla "Merhaba. Ben Rochelle. Yanım boş, istersen gelebilirsin" dedi. Bu güzel teklifi asla reddedemezdim. "Ben de Sydney. Teşekkür ederim bu güzel teklifin için" diye gülümsedim. Yerlerimize oturduktan sonra orta yaşlı, kel, bıyıklı, orta boylu bir adam içeri girdi. Herkes ayağa kalktı. İyi günler diledikten sonra yerine oturan öğretmenin suratındaki sert ifade bana bakınca yumuşadı. "Gençler, sınıfımıza New York'dan yeni bir öğrenci geldi. Adı Sydney Andrews." dedikten sonra bana baktı. Kendimi tanıtmamı isteyince adımı, yaşımı, ailemin mesleğini, neden taşındığımızı anlattım. Öğrenciler "Hoşgeldin, iyi ki geldin" diye içten cümleler söylediler. Buraya biraz da olsun ısınmaya başlıyordum ama hiç arkadaşım yoktu yine de.

Yerime oturduğumda herkes bana kendilerini tanıttı. James kendini anlatırken onu gördüğümde yüzümden bir türlü silemediğim o aptal ifadeyle ona gülümsedim. Birkaç öğrenci çaktırmadan gülüyorlardı.

James oturduğunda kıvırcık saçları ve ela gözleriyle Max kendini tanıttı. Ardından orta boylu kahverengi saçlı ve gözlü bir kız kendini tanıtmaya başladı. Çok sempatik bir konuşma tarzı vardı. Adı Zoey olan bu kız tatlı gülümsemesiyle konuşmasını bitirdi. Ondan sonra Mel, Ville, Ethan, Shaun,Neiah ve birçok kişi kendilerini tanıttı.

İlk ders tanışmayla geçti. Teneffüs zili çaldığında herkes koşuşturmaya başladı. Zoey, Rochelle'nin yanına oturarak ona tatilini anlattı. Gözlerim her ne kadar belli olmasın diye istemesem de James'e kaydı. Bir arkadaş grubunun ortasında onlara Perşembe günü olacak maçlarını anlatıyordu. Birkaç kız yanına geldi. Maçlar hakkında ona sorular soruyorlardı. Ama asıl ilgilendiklerinin maçlar olmadığını " Sen oynuyorsan kesin geliriz. Geçen maçta ne güzel attın ama.." sözlerinden anlayabiliyordum. Daha fazla bu manzaraya şahit olmamak için dikkatimi kızlara verdim. Rochelle ve Zoey bana kantine gitmeyi teklif ettiler. Hemen kabul ettim. James'in yanından geçerken gözlerimi hafifçe ona çevirdim. O da bana bakıyordu.

İlk birkaç gün böyle geçti. Artık kendimi Rochelle ve Zoey'e daha yakın hissediyordum.

Perşembe günü geldiğinde okuldaki coşkudan maç olduğu aklıma geldi. Öğretmenimiz Bay Carter bize kimin maça gidip gitmeyeceğini sordu. James olmasa en sevdiğim dersi yani tarihi bırakıp asla o maça gitmezdim. Ama James... Ona değerdi. Elimi kaldırdım "Ben gideceğim."
O anda pişman olmaya başladım ama James aklıma geldikçe doğru bir şey yaptığımı düşünüyordum.

Bizi stada götürecek olan aracın içinde en arkalardan kendime yer buldum. Bu aracın içinde Mel, Ville, Max gibi izleyicilerden başka James ve diğer takım oyuncuları vardı. İzleyicilerden sadece bu kadarını tanıyor olmak kötüydü. Max'in yanında oturan kız gözüme çarptı. Simsiyah parlak düz saçlı uzun boylu açık tenli ve mükemmel altın rengi gözlere sahipti. Ona baktığımı anlayınca "Ah, sen... Serenity olmalısın. Ben Jessica" dedi. "Merhaba. Aslında Sydney." diye yanıt verdim. "Hıhı." dedi ve önüne döndü. Bu tavırları bana çok küstah gelmişti.

Maçı 3-2 James'in takımı yendi. Herkes zaferi James'i havaya kaldırarak kutladı. Tebrik etmek için yanına gittiğimde hem James'in o yeşil gözlerinin güldüğü hem de yanına gitmek için bahanem olduğu için seviniyordum.

"Merhaba James."
"Merhaba Sydney."
"Bugünkü oyunda bir harikaydın. Tebrik ederim."
"Teşekkür ederim."

Gülümsedim. Tam James bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki yanına amigo kızlar geldi. Herkes James'i alkışlarken bir amigo kız bana tehdit dolu bakışlar attı. James'in bana bakan bakışlarını kendine çevirdikten sonra onu öptü. James'in bir eli diğer amigo kızların belindeyken diğeri o kızın belindeydi.

Arkamı döndüm ve gittim.

Araca bindiğimizde son iki dersin kalmış olduğunu öğrendim.

Araç, okul otoparkının yanında fren yaptı. Herkes coşkuyla ve bağırarak aşağıya inip sevinçlerini maça gelemeyen arkadaşlarıyla paylaştılar. Öğlen teneffüsündeydik ve yemek yemem lazımdı. Kantinden yiyecek alıp sınıfa çıkarken merdivenlerde o amigo kızla ve tehditkar bakışlarıyla karşılaştım. Aldırmadan sınıfa yürüyordum ki arkamdan birkaç basamak çıkıp yanıma geldi.

" Ne yapmaya çalıştığını biliyorum." Amigo kızın sözleri çok ilginçti doğrusu.
" Ne yapmaya çalışıyormuşum ben? Çekilir misin? Gitmem lazım..."
"James'in hayatından da böyle çekip git. Sen ona layık değilsin."
Sinirlenmiştim. Sinirlenmemek elde değildi zaten.
" Çıkmıyorum işte. Tehditlerinle beni yıldıramazsın."
Elini itip sınıfa doğru yürüdüm...

Teneffüste herkes suratıma bakıyordu. Rochelle ve Zoey birkaç kıza neler olduğunu sordu. Kızlar "Ayyy duymadınız mıı? Bu yeni gelen James'e aşıkmış" dediler.

Eve geldim. Çantamı bir kenara fırlatıp yattım. Düşünüyordum. Acaba nasıl bu düşüncelerini bozabilirdim? Tabii ki başka biriyle çıkarak...

Ertesi gün okuldaki erkeklere şöyle bir baktım.. O sırada gözüme James'ten sonra sınıfın en yakışıklısı takıldı. Yanına oturdum. Şiirler yazıyordu. Ben gelince kapattı. "Merhaba Max." dedim endişeyle.

"Merhaba Sydney."
"Ne yapıyorsun?"
"Hiç, öyle karalıyordum."
"Bakabilir miyim?"

Utangaçlıkla suratıma baktı. "Tabii" dedi ve defteri bana verdi. Sonlardan bir sayfa seçtim. Yazmakta olduğu şiiri okudum. Uzun düz kızıl saçlı, kalp şeklinde bir suratı olan orta boylu açık kahverengi gözlü bir kızı anlatan şiiri çok romantikti. "Etkileyici" dedim.

AMAN TANRIM!! BU BENDİM!!!

Bunun şokunu birkaç dakikada üzerimden attım. Bana teşekkür etmişti. Gülümsedim.
Bay Carter sert suratıyla sınıfa girdiğinde yerime geçtim.

Birkaç gün böyle geçti. Hiç konuşmadan...

Biyoloji dersinde sınıf listesine göre eşleme yapıldı ve benim biyoloji dersindeki eşim Max çıktı. Max'in yanına geçtim. Gözlerine baktım.. İçinde kaybolunacak kadar güzellerdi.
Biyoloji öğretmenimiz Bayan Alig bize basit bir grup ödevi verdi. Özel çalışma odalarında bir hafta okul çıkışları kalarak yapılacaktı bu ödev. Ben ve Max, bir hafta boyunca okulda başbaşa kalacaktık. İşte aradığım fırsat diye geçirdim içimden.

Sonraki birkaç ders, bana yıllar gibi geliyordu. Bir an önce okul çıkışı olsun diye bakıyordum. Bu arada önümde oturan James'i görmezden gelmek için bayağı çaba sarf ediyordum.
Nihayet beklediğim ses duyulmuş, son dersin de zil sesi duyulmuştu.

Max,utangaç utangaç gözleriyle üst katı işaret etti. Özel çalışma odalarına çıkıp kendimize köşede bir yer bulduk.
" Kapağı beraber hazırlarız. Araştırmaya gelince istediğin konuyu araştır. Ben de diğerini alırım."
"Pekala Max."
Getirdiğimiz malzemelerle ve önümüzdeki bilgisayarlarla işimizin yarısına yakın bir bölümünü bitirmiştik. Bu sırada hava da kararmaya başlamıştı. Max'in beni evime bırakma teklifini seve seve kabul ettim.
Yolda fazla bir şey konuşamıyorduk. Ama evime yakın bir yerde, "Şiirlerine bayıldım. Özel biri için yazmış olmalısın" dedim. "Evet, çok özel biri." diye yanıt verdi ve yolun geri kalanını el ele yürüdük. Artık çıktığımıza göre planım işe yarıyor demekti.

Sonraki günlerde hep el eleydik. Bu James'in ve adının Zena olduğunu öğrendiğim o amigo kızın gözünden kaçmıyordu. Rochelle ve Zoey ise en yakın arkadaşlarımdılar.
Maça giderken Max'in yanında gördüğüm kız yani Jessica da durumu fark etmiş olacak ki teneffüslerde hep bizim sınıfa geliyordu. Max'e sorduğumda "Sadece arkadaşım" yanıtını alıyordum. Bazen Max'e haksızlık yaptığımı düşünüyordum. Sonuçta dedikodulardan kurtulmak için onu kullanmıştım.
Ertesi gün okula geldiğimde kapıda br yazı gördüm. "ZENA TEX, OKULUMUZDAN AYRILDIĞINDAN AMİGO TAKIMI İÇİN BİR KIZ ÖĞRENCİ ARANIYOR. İLGİLENENLER LÜTFEN BAY BECKER İLE İLETİŞİME GEÇSİN."
Bu okulda yeniydim ve popülerlik benim için önemliydi. Neden bir amigo kız olmayayım ki?

İlk teneffüste Bay Becker'ın ofisinde formu doldurdum. Yanımda Jessica vardı. O da formu dolduruyordu. Ofisten beraber çıktık. Jessica bana döndü "Max'i elimden kimse alamaz beni anladın mı? Şimdilik sen ona sadece ilgi çekici geldin. Birkaç gün sonra terk edildiğin için ağlayacak bir omuz arayacaksın. Şimdilik Max'i elimden almış olabilirsin ama şunu unutma amigo kız olmayı senden daha çok hakediyordum. Eğer yolumdan çekilmezsen Zena'nın sana yaptıklarının bin katının olması için dua eder hale gelirsin."
"Kimse beni tehdit edemez. Amigo kız olmayı ben de hak ediyorum. Max de beni seçti, seni değil."Sinirle ayağını yere vurarak uzaklaştı Jessica. Tanrım, ne şapşal bir kızdı.

Artık okuldaki dedikodular bitmişti. Herkes Max'i sevdiğimi sanıyordu. Bu durumda artık Max ile çıkmama da gerek yoktu. Ona soğuk davranmaya başlıyordum. Biyoloji ödevni teslim ettiğimizden beri onunla küs gibiydik. Yanıma geldiğinde tersliyordum, sonra içim acıyordu; ama özür dileyemezdim.

Amigo kız seçmeleri Çarşamba günü öğlen arası, spor salonunda yapılacaktı. Yerlerimizi aldık. Ben, beşinci sırada dans edecektim. Jessica ise ikinci sırada.
Beden eğitimi öğretmenlerimiz, tüm gösterilerin ardından bir karara varmışlardı.
Bay Xavier "Evet çocuklar. Hepiniz çok güzel dans ettiniz. Fakat maalesef bir öğrenci seçmek durumundayız. Biz de en iyinin en iyisini belirledik. Sydney Andrews, tebrikler."

Jessica'nın suratı benim gülümseyen suratıma oranla çok asıktı.

Çıkışta karşıma James çıktı. "Sydney, tebrikler."
"Teşekkürler James."

Ben geri geri o ise üstüme doğru geliyordu. Sonra birden beni öptü!


MAX
Jessica'dan öğrendiğime göre Sydney amigo kız seçmelerini kazanmıştı. Neden bana bu kadar soğuk davranıyordu bir bilsem!" Acaba istemeden bir şey mi yaptım" diye düşündüm. Sonra ise Sydney'i tebrik etmek için yanına gittim. Spor odasına giden koridorda James ile Sydney öpüşüyorlardı. İçim acımıştı. Sydney böyle bir şeyi nasıl yapardı? Ardından bir şeyler konuştular. Arkamı dönüp gittim. Gözlerimden süzülen yaşlara engel olamıyordum. Onları sildim ve sınıfa doğru yürüdüm.

SYDNEY
James'in bu ani tavrı karşısında şok oldum. Onu ittim ve "James, yapamam. Ben Max ile çıkıyorum."
James " Sydney, bebeğim. İkimiz de onu sevmediğini biliyoruz. Sen be.."

Sözlerini kesmesi için onu ittim. Bu olayla aslında Max'i sevdiğimi anlamıştım. Evet, ben Max'i James'ten ya da bir başkasından daha çok seviyordum ve yaptıklarım için de üzülüyordum. Pişmanlıktan kızaran yanaklarımın üzerine birkaç damla gözyaşı düşerken ben, loş bir ışıkla aydınlatılmış koridorda arkamda bıraktığım James'e aldırmadan ilerliyordum.

Bir an önce Max'i bulmalı ve özür dilemeliydim. Beni affetmesi için ona yalvarmam gerekse bile bunu yapardım.

Okulda ilerlerken banklardan birine oturmuş, asık suratıyla Max'i gördüm.

"Max"
Cevap vermedi.
"Hey, Max"
Suratıma baktı. Onu hiç bu kadar üzüntülü görmemiştim.
"Ne oldu Max?"
"Sana sormalı."
"Ne demek istiyorsun?"
"Bence ne demek istediğimi gayet iyi anladın. Umarım mutlusundur Sydney. Çünkü amacına ulaştın. Beni kullanarak James'e ulaştın!"
"Hayır, Max. Yanlış anladın ben.."
"Bu yalanlarını dinlemek istemiyorum. Zaten başından beri anlamalıydım. Dedikodular başladığında benimle çıktın. Bittiğinde ise bana soğuk davranmaya başladın."
"Max!!!"
"Hayır, Sydney, hayır! Bu sefer yalanlarına inanmayacağım."

Yerinden kalktı. Şaşkın gözlerle ona bakan bana aldırış etmeden ilerledi. Yan koridordan Jessica çıktı. Mutlu bir ifade ile Max'in koluna girdi. Max ve Jessica ağır adımlarla ilerlerken bir şimşek çaktı. Yağmur, daha da şiddetlenmeye başladı. Dizlerimin titremesinden daha fazla ayakta duramayacağımı anlayıp banka oturdum. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Gökyüzü de benimle ağlıyordu. Önce sessiz sessiz sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Koridordan ayak sesleri geliyordu. Kafamı kaldırdığımda Rochelle'ı gördüm. Beni görünce koşarak yanıma geldi.

"Tatlım, ne oldu sana böyle?"

Konuşacak durumda değildim. Ona sarılıp ağladım. Birkaç dakika böyle geçti. Ardından Rochelle, "Bu şekilde derse giremezsin. İstersen eve git. Ben de sana eşlik edeyim." dedi. Reddedecek halim yoktu. Rochelle'a tutunarak zorla yürüyordum. Adım atacak takatim yoktu.

Rochelle, kapının önüne kadar bıraktı beni. Anahtarımı çıkardım. Rochelle kapıyı açtı. İçeri girdim.

"Sen git Rochelle. Gerisini ben hallederim."
"Emin misin? Evde kimse var mı peki?"
"Eminim, yalnız kalmaya ihtiyacım var. Annemin işi akşam biter. Sen git. Hem derse geç kalacaksın."
"Pekala. Bir şeye ihtiyacın olursa, derste de olsam ara beni."
"Görüşürüz." Kapıyı ardından kapattım.

Kendimi yatağıma attım. Ve hemen uykuya daldım.

----------------------

Bir sesle gözlerimi açtım. Annem başımdaydı. En sevdiğim çöreklerden getirmişti bana. Daha güçlü hissediyordum kendimi Ayağa kalktım, anneme sarılıp ağlamaya başladım.
"Sydney, ne oldu?"
"Kanada gerçekten bana göre bir yer değil.Anne, gitmek istiyorum."
"Nereye?"
"Babamın yanına, New York'a..."

MAX

Jessica'nın ellerinden tuvalete gitme bahanesiyle kurtuldum. Aslında onun bu davranışları, beni teselli etmesi Sydney'i biraz olsu unutmamı sağlıyordu. Tuvalete girdim ve ardımdan kapı sesi duydum. Birileri gelmişti.
"Hey, jöleyi versene."
"Bekle, dostum."

Bu sesler James ve Dillon'dan başkasına ait değildi.

Dinlemeye başladım. James'e karşı içimde büyük bir nefret vardı. Nasıl Sydney'i öperdi?

"Sence Erica sence saçlarımı böyle mi sever... Yoksa böyle mi?"
"Bence ikisini de sevmez. Boşuna uğraşma James. Artık eski popülerliğini yitirdin."
"Kim, ben mi? Dostum, kızlar bana bayılırlar. Erica da onlardan biri olacak. Popülerlik benim elimdedir her zaman."
"Öyle mi? O zaman Sdney neden Max'i seçti?"
"O kız başka. Max'e aşık olmuş ama biraz daha uğraşırsam onu kazanabilirdim."
"Ah, tabii. Hadi çıkalım artık."
"Pekala."

Onlardan hemen sonra çıktım. Zoey karşımdaydı.

"Zoey, Sydney beni gerçekten seviyor muydu?
"Evet, Max. Bunu o da söyleyecekti. Tabii onu dinleseydin."
"Peki, tamam nerede bulabilirim onu?"
"Bulamazsın, Max, bugün New York'a uçuyor."
"NE?!"

SYDNEY
Havalimanında kahvemden son bir yudum aldıktan sonra saate baktım. 09:45... Uçağımın yanına doğru ilerlemeye başladım. Kalkışa 15 dakika vardı. Geç kalmak istemezdim ne de olsa...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Aurelia Séptember Qixinâ
5. Sınıf Çaylak | Güç Seviyesi: 100
5. Sınıf Çaylak | Güç Seviyesi: 100
avatar

Oda Arkadaşı : Undine Lissa O'Shéa.
Mesaj Sayısı : 120
Kayıt tarihi : 22/07/10
Yaş : 22
İş/Hobiler : Çaylak / Kitap okumak.
Nerden : Evinden.
Lakap : Séph.

MesajKonu: Geri: Aphrodite Lafont   Cuma Ağus. 06, 2010 1:22 am

88*
Aramıza Hoşgeldiniz!
Sitemizde özel karakterler yoktur lütfen adını değiştirmek için başvurun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Aphrodite Lafont
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night Rpg :: Role Play Bölümü :: Role Play Puanlatma-
Buraya geçin: