Gece Seni Seçti! Ölümün Doğuşun Olacak! Mavi Çaylaklar ve Kırmızı Çaylakların Birlikte Yaşadığı Bu Evde Gün Olmayacak!
 
AnasayfaKapıTakvimAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap
Gece Evi Tekrar Doğruyor (: Haydiyin Eğlenelim ve Canlandıralım bu Sayede Büyük Bir Site Olalıım (:

Paylaş | 
 

 Sabah ve akşam....

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eugéne Yekaterina
Eskrim Profesörü | Güç Seviyesi: 83
Eskrim Profesörü | Güç Seviyesi: 83
avatar

Oda Arkadaşı : Oda arkadaşi mi?
Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 02/08/10
Yaş : 25
İş/Hobiler : manga okumak+çizim yapmak=manga çizmek
Nerden : Buradan ... o.o
Lakap : Eugé-kun

MesajKonu: Sabah ve akşam....   Salı Ağus. 17, 2010 8:41 pm

Parıldayan güneş ışığı, aralık kalmış pencerenin tül perdesinin havaya süzüldüğünde yarattığı boşluktan geçip tamda elimin yanına düşmüştü. İri bir aslan görmüşçesine sıçradım yerimden, çektim elimi. Alışmaya zorlandığım yeni yaşamım artik o güzel güneş ışığı altındaki günlerini sonra erdirmişti. Kapalı bir hava ya da sahte güneş ışığı olan, ay ışığında gezebiliyordum yalnızca. Yinede böyle dikkatsizler yapmıyordum, özellikle sonradan dönüşen biri için gayette pimpirikliydim. Odamın penceresini yedi yirmi dört kilitli tutardım. Yalnızca bazen geceler havaya bakmak için açardım. Ayrıca odamdaki kalın perdeleri çekmeden yatmazdım. Kendi canimi yakmak istemem öyle değil mi? Son olarak da yatağımı pencereden uzak bir yere koymuştum. Doğrulup ışık saçan pencereyi kapatmaya çalıştım. Bir dakika… Yatak neden burada? Ben uyurken birileri –mesela öğrencilerim- bu okulda yeni olduğum için şaka yapmıyorlardır değil mi? Pencerenin, sıkıca kapalı perdenin iyice çekilmiş ve güneşin örtülmüş olduğuna karar verdikten sonra, daha anca etrafı göz atma fırsatı buldum. Mor duvarlar, yer yer baskılarla resimler asili, Eski gibi gözüken gri bir dolap, karşısında da bir çalışma masası. Aile ve arkadaş resimleri ile dolu... Bir gitar ve birde kitaplar ile tiyatroda kullanılabilecek sahne süsleri yığını var. Burası… Burası benim odam değil!

Endişe içinde zıplıyorum yerimden, neden kendi odamda değilim, off başımda çok ağrıyor zaten. Dün gece ufak bir partide içki içiyordum… Sonra ne oldu? Hatırlamıyorum. Parti lobide yapılmıştı büyük bir ortam vardı ve benim gibi yeni gelen birinin tanışma ve kaynaşması bakımından önemliydi. Büyük parıltılı süsler asılıydı her yerde, dikkat çekici ve hoştular. Masalar güzel süslenmiş ve donatılmıştı. Her çeşitten yemek vardı olmasına, ama işte hayatimiz artik buna bağlı değildi bile. Bir avuç laubali insan vardı, genç ve çabuk sarhoş olan tipler, dışarı çıkarıldı. Yeni öğrencilerinde belili bir süre geçmeden onaylanması yasakmış, taze edindiğim bir bilgiydi bu. Her türlü konudan konuşulan bu partide –aslında genel olarak havadan sudan konuşulurdu. Daha çok nasıl gidiyor, öğrenci ise dersler hakkında, öğretmen ise haylazlar hakkında gibi. Tam olarak neyi kutladığımızı bilmiyordum ama birçok profesörle, eski öğrencilerle ve hala okumakta olanlarla tanıştım. O kadar fazla ki şuanda yarısını bile hatırlamıyorum. Bana sorulan sorular genelde aynıydı. Nerelisiniz, nasıl oldu, daha önce ne yapardınız, aileniz, sevgiliniz, geçmişiniz, saçınızın rengi. Çok konuşkan biri değilim ki zaten Rus’yada ki hayatımdan açık açık konuşmayı istemiyorum. İyi ki çok gerekli değildi ve uydurdum bir şeyler. Yinede en çok sorulan soru Eskrim hakkındaydı. Nerden öğrendiğimi, tehlikeli olup olmadığını, kaç yaşımdan beri bu soru yaptığımı filan. Rusya hakkında pek soru sormadılar. Sanırım daha önceden gelmiş Rus bir öğretmen varmış bu okulda. Gerçi kendisini bir kez görmüştüm zaten. Adını bilme fırsatını yakalayamasam da, o güzel siması bir kez koşarak, sanki bir şeylerden kaçarcasına beklide önemli bir olaya yetişmek için geçmişti yanımdan hızlıca. Uzun yeşil saçları vardı iki tarafa ayırdığı, koşmanın yarattığı rüzgâr etkisi ile havada dans edercesine sallanıyordu. Onun ve benim normalden farklı renk saçlarımız sanırsam bu insanların bunun Ruslara has bir şey olduğunu düşünmesine neden olmuş olmalı. Oysa annemin ne kadar güzel ve alımlı biri olduğunu hiçbir zaman kendi gözleriyle göremeyecekleri için çok şey kaçırıyorlardı. Annem… Küçüklüğümde beni bakışlarıyla ısıtan tek kişi. Ona olanlar yüzünden babamı suçlamayı, kendimi suçlamayı hiçbir zaman bırakmayacağım. Şimdi ise sadece kâğıt üzerindeki bir resim. Babam… Ondan bahsetmek bile istemiyorum, bu beni arkada bıraktığım yaşama geri götürür. Bu tip parti bile ne kadar anımsatıyor onu bana, sanki birazdan arkadaki büyük merdivenlerden, yine o gösterişli kıyafetini giymiş, ağır adımlarla inecekmiş gibi geliyor. Böyle partileri sevmemde zaten, eskiden babamın verdikleri gibi. Büyük, önemli partiler, insanların yüz yüze gülümseyip arkasındanda onu nasıl indiririm planları yaptığı zamanlar. Yeni hayatimin en güzel yani eski hayatimin tamamen bitmiş olmasıdır.

Neyse etrafa göz gezdirdiğimde, yatakta birinin daha olduğunu fark ediyorum. Üstünü tamamen örtü ile kaplamış, eğer her gece pencereyi bu denli açık bırakıyorsa örtüler arasına gömülmekte haklı. Kıpırdandığı için anlıyorum hala orda olduğunu, yoksa hiç gözükmüyor ve ben de kendimi odada yalnız sanıyorum. Çok içtim ve sabah bir başkasının odasında uyandım. Ne kadar komik geliyor kulağa. Kim olduğunu görmek için örtüyü aralıyorum –aslında pek meraklı biri değilim ama bu konumda yapılabilecek en iyi hareket bu. Nefes alabiliyor mu acaba. Büyük ve tüylü bir küre gibi bir şey görünüyor, kafası ve saçlarıdır umarım. Yeşil gözüküyor, bu bana direk tek kişiyi anımsatıyor. Yavaşça okunuyorum kafasına bir iki kere, ama o uyanmamakta ısrar ediyor. Neyse güzel bir rüya görüyorsa bırakıyım da devam etsin. Eninde sonunda uyanacaktır. Belki akşama doğru. Burada herkes öyle değil midir ki. Bir tek daha düzene alışmaya çabalayan ben sabahın köründe kalkıyorum. Kalkmamak elde değil, kaçta olursa olun güneş doğdu mu kalkmak zorundaydım, ardından birçok ders ve eğitim. Tatilim yoktu benim hiç. ‘Bir Yeketerina…’ diye o tok sesiyle söze başlardı. ‘bir Yeketerina her konuda üstün ve becerikli olmalı, fark sahibi biri olmalı.’ Her gün keşke biraz daha uyuma sürem olsa diye mızıklanan ben, şimdi istediğim kadar uyuma sürem varken, erkenden uyanıveriyorum. Bünye benimsiyor demek ki bir süre sonra. Yakında yeni düzeni de kabullenecektir yavaş yavaş. Peki yanımdaki? Ya dün gece? Hafızamı yokluyorum. Az da olsa dönecek gibi geriye. İçki… Pek alışık değilim evet. Ama azıcık içki ile sarhoş olan bir tip de değilim. Tattan güzel anlamam içinde eğitildim sonuçta. Sanırım dün hem fazla hem de çok karıştırarak içtim. Ama son içtiğim şarabın tadı çok özeldi, pahalı bir üzümden özel ezilerek hazırlanır ve mahzende 50 yılı aştın bekliyormuş. Bana fazla gelen bu sayı buradaki ölümsüler için hiç denecek kadar az.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Eliana Yekaterina
Drama Profesörü | Güç Seviyesi: 91
Drama Profesörü | Güç Seviyesi: 91
avatar

Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 31/07/10

MesajKonu: Geri: Sabah ve akşam....   Paz Kas. 21, 2010 8:35 am

Uzun ve hafif soluklarla mırıldanıyordu bir şeyler. Ruhuna bir sükun düşmüştü. Bir boşluk vardı içinde. Tüm kalbiyle uyanmak ve kendini tamamlamak istiyordu. Ancak vücudunu saran yorgunluk, geceden kalmışlık hissi ve tembellik ağır basıyordu. Şu perdeyi kim açtı? Ah doğru, gece dolunayı izlemek için açmıştım… Daha sonra kapamayı unutup, üstündeki bembeyaz elbise ile balo salonuna inmişti. Çoğu kişi onun göz kamaştırdığı konusunda hemfikirdi. O merdivenlerden aşağıya inerken –ki geç kaldığı için assolist gibi bir şey konumuna düşmüştü- kendini tam bir prenses gibi hissetmişti. Parti boyunca bir çok insanla tanışmış, hiç olmadığı kadar sosyal olmuştu. Belli ki şu plansız şovu –ağır ağır merdivenler inişi- onu partinin gözdesi yapmaya yetmişti. Bu kadar sosyallik onu yormuştu. Ve o kadar içmişti ki kendi rezilliklerini bile ifşa etmeye başlamıştı. Kalbi yerinde, aklı beş karış havadayken çıkartmıştı Eugéne’i odasına. Daha doğrusu, Eugéne onu odasına bırakmayı teklif etmiş, kapıdayken ise Eliana birden onu öpmeye başlamıştı. İçeriye girdikten sonra ne olmuştu? Ah lütfen…

Vücudu alışılmamışlıkla sarsıldı. Gözlerini, tüm bu şoka rağmen, yavaşça açtı. Odasında, hakimiyetini bozan bir şey/bir kişi vardı. Perdenin önündeki silüet, sabahını taçlandıran tek şeydi belki de. Kendisini zahmetten kurtarıp, güneşi engelliyordu. Başına saplanan ağrı, dün gece nasıl da kendinden geçtiğinin kanıtıydı sanki. Peki, neden bu adam odasındaydı? Onu incelemeye koyuldu. Bir erkek için mükemmel beden ölçülerine sahipti. Erkeksi, ama aynı zamanda zarif. Ve bu vücut bu okulda tek kişide vardı. Eugéne? Üstündeki örtünün mahrem bölgelerini açıkta bırakmamasına dikkat ederek yatakta oturur pozisyona geçti. Vücudunun özellikle bel altı kısımlarındaki sızının anlamı belli olmuştu. Kıpkırmızı oldu bir anda. Kendisi mi zorlamıştı Eugéne’i yoksa? Ürperdi. Onu uzun zamandan beri tanıyordu. Kendisinden bile çok güveniyordu ona. Ve… İtiraf edemese de onu seviyordu. Yoksa tüm bunları gece itiraf mı etmişti? Hayır Tanrıçam… Lütfen, sadece hayır… Bu neyi değiştirecekti ki?

Üstündeki kadife örtünün tenini okşayıp onu terk etmesine izin verdi. Yatağın üzerinde sessizce ilerledi. Eugéne’in arkası dönüktü. Eugén- Sesi çatlamış, kendisi bile duyamamıştı. Eugéne! Sesi istediğinden de heyecanlı çıkmıştı. Acaba adını hatırlıyor muydu? Veya Eli’nin, onu ne kadar sevdiği hakkında bir fikri var mıydı?Eugéne ona döndüğünde dizlerinin üstünde doğruldu. Turkuaz saçlar, onu 1-2 saniye geriden izliyorlardı. İki eliyle nazikçe onun yüzünü tuttu. Dudakları onun dudaklarında özgürlüğüne kavuşurken, çilek tadının ardında tek cümle saklanıyordu. Seni seviyorum…

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://neko-no-genjutsu.blogspot.com/
 
Sabah ve akşam....
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night Rpg :: Gece Evi :: Profesör Yatakhaneleri-
Buraya geçin: