Gece Seni Seçti! Ölümün Doğuşun Olacak! Mavi Çaylaklar ve Kırmızı Çaylakların Birlikte Yaşadığı Bu Evde Gün Olmayacak!
 
AnasayfaKapıTakvimAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap
Gece Evi Tekrar Doğruyor (: Haydiyin Eğlenelim ve Canlandıralım bu Sayede Büyük Bir Site Olalıım (:

Paylaş | 
 

 Mindy Hppy

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Mindy Alpheartz
6. Sınıf Çaylak | Güç Seviyesi :89
6. Sınıf Çaylak | Güç Seviyesi :89
avatar

Oda Arkadaşı : YalnızlıkBenimİçinYaratılmış!
Mesaj Sayısı : 7
Kayıt tarihi : 22/11/10
Yaş : 22
İş/Hobiler : SürtüklükYapmak
Nerden : "FokluDereden"GelecekMisin?
Lakap : LakapTakmayaÇalışma!TakamadanÖlürsün!!

MesajKonu: Mindy Hppy   Ptsi Kas. 22, 2010 11:01 pm

Tek yanlış hayattaki bütün doğruları götürür mü? Hayat bir sınavsa eğer bırakmaya hazırım. Ne pahasına olursa olsun bırakıyorum. Siz hayal kurarsınız hayat yıkar. Bir daha kurarsınız gene yıkar. Bazılarımız buna yaşamak der. Yaşamak buysa eğer ölmek en uygun yol değil mi? Bütün bu acılar çekmeye değer mi? Bence değmez. Sanırım sınavdaki tek yanlış beni sevebilir mi sorusuna evet cevabını vermekti. Bu cevap şimdiye kadar verdiğim ve vereceğim bütün doğruları götürdü. Geriye benden hiçbir parça kalmadı. Şimdi ise bunun sonucunu çekmek zorundayım. Kendim için yapmalıydım bunu. Komidinimin ilk çekmecesini açtım. İlaç burada olmalıydı. Buraya koymuştum. Tanrım nereye gitmişti? İkinci çekmeyi açtım. Buradada yoktu. Beyaz örtüleri yere fırlattım. Boşalttım çekmeceyi ama genede yoktu. Üçüncü çekmeceyi açtım hışımla. Sanırım çok hızlı çekmiştim çekmeceyi çünkü yerinden çıkmıştı. Çarşafları öyle dağıttım ki biri açık olan pencerede dışarı uçmuştu. Hiç değilse ferah bir ölüm yaşamak için açmıştım pencereyi. Sonunda kocaman bir oh çektim. Belki bu çekeceğim son ohlamaydı. İlaç buradaydı. Kahvrengi cam şişeyi elime aldım. Kapağını çevirirken çıkan tık sesleri ölüm saatimin başladığının işaretçisiydi sanki. Minik beyaz hapları avucuma döktüm. Tam içecektim ki su almadığımı farkettim. Tekrar inmek zorundaydım zorlukla çıktığım bana uzun gelen ama kısa merdivenleri. Yavaşça Kapıya yöneldim. Kilidi çevirdim. Karşımdaki vazoyu kırmamak için kendimi zor tuttum. Bu vazo üvey annemin aldığı kıymetli vazosuydu. Benim odamın karşısına koymamakta ısrar eden üvey annemi babam ikna etmişti. Odamın kapısıyla uyumlu olduğunu söyleyip çıkmıştı işin içinden üzey zavallı. Halbuki bu babamdan kurtulmak için söylediği kocaman bir yalandı. Odamın kapısı koyu kahverengiydi fakat vazo çingene pembesiydi. Kim bu iki rengin uyumlu olduğunu savunabilirdi ki?

Merdivenlerden indiğimde üvey annemin meymenetsiz suratıyla karşılaştım. Ölmek üzereyken bile bu çirkinliği görmek fazlaydı. Gözlerinin altı şişmişti. Kendimi bildim bileli o torbalar hiç inmemişti zaten. Siyah saçlarına ara ara beyaz boya attırmıştı. Model yapmışmış. Doğal beyazlar belli olmasın diye herkese boyattım diyordu. Kakülünüde düzelteceğim diye yamuk kesmişti. Rujunu ise dişine bulaştırmıştı. Tanrım bu kadar çirkin olmak zorunda mıydı bir insan? İnsan olduğundan bile şüpheliyim ama insan görünümlü hiç değilse. Kaşımı alacağım derken göz pınarının yakınında olan birçok kirpiğini helak etmişti. Hem salak hem çirkindi anlayacağınız. Neyse bu insan görünümlü iblisi bırakalım. Mutfağa geldiğimde küçük kız kardeşim Anna su içiyordu. Üstünde pembe geceliği vardı. Sarı saçları omuzlarından dökülüyordu. Mavi gözleri hayata inat edercesine ışıl ışıl parlıyordu. Yanaklarından öptüm doya doya. "İyi geceler tatlı meleğim!" dedikten sonra bir bardak su alıp mutfaktan çıktım. Merdivenlerden çıkarken babamın gür sesini duydum. "Mira kızım buraya gelir misin?" Hemen geri döndüm. Giderken elimdeki bardağı salon ile mutfak arasında olan koridordaki sehbaya koydum. Orada annem, kardeşim ve benim fotoğraflarımız vardı. Hepsini görünmesin diye kapatmıştı üvey annem. Teker teker hepsini kaldırdım. Annemin fotoğrafını elime aldım ve öptüm. "Yanına geliyorum annem." Fotoğrafı yerine koyarken babam sabırsız çağırışlarını duydum. Sanırım biri telefona çağırıyordu. Üvey annemin babama zorla aldırdığı pembe oturma takımının tekli koltuğunda oturuyordu. Beyzbol maçı izliyordu. Elinde cep telefonunu bana doğru uzatmıştı. Televizyonda olan gözleri kocaman kocaman çılmıştı. Gülümsedim ve telefonu aldım. Telefondaki teyzemdi. Aramızda bilindik konuşma geçti. Nasılsın felan... Teyzem daha sonra "Biri seni istiyor kızım." demesiyle havam değişti. Teyzem yanlız yaşardı. Kim istiyor olabilirdi ki? Teyzemin birine telefon verişini duydum. "Alo." dedim ama karşı taraftan hiçbir ses gelmiyordu. Birkaç alo kelimesinden sonra karşımdaki ağlamaya başlamıştı. Bir anda kapandı telefon. Ne olduğunu anlayamamıştım. Babama telefonu uzattım. Babam ise gözleri hala televizyonda olduğundan yanlış yere elini uzatmıştı. Kahkaha atmadan duramadım. Babamda kahkaha attı ve gözlerini televizyondan ayırarak telefonunu aldı. Babamın kahkahasını özleyeceğim. Acaba telefondaki kimdi? Bunu öğrenmeden ölmesem mi acaba? İsterik bir kahkaha daha attım.

Bıraktığım sehbanın üzerinden suyumu aldım ve merdivenlere yöneldim. Odama geldim ve kapının girişinde durdum. Odamı son kez süzdüm. Mor çiçek şeklindeki lambamı, açık kahverengi çalışma masamı, masanın üzerindeki siyah laptobumu, masanın altındaki mor, şirin çöp kutusunu hatta iki kapağı normal, bir kapağı ayna olan mor, pembe şeritli dolabımı özleyecektim. Pembe üzerinde beyaz çiçekler olan yatak örtümle, beyaz üzerinde pembe çiçekler olan tüylü halımın uyumunu, duvardaki posterlerimi özleyecektim. Yatağıma oturdum. Önce bir yudum su aldım. Hapları inerken koyduğum komidinimin üstünden alarak dolgun dudaklarıma götürdüm. Birden aşağıdan bağırışmalar duydum. Ama nasıl olsa ölecektim. Umrumda değildi. Aslında merak etmiyor değildim. Hapları tam ağzıma atacaktım ki odamın kapısı hızla açıldı. Duvara öyle sert çarptı ki duvarda oyuk oluştuğuna dair yemin edebilirdim. Kapıda Eric vardı. Kahverengi tonlarındaki saçları karmakarışık bir haldeydi. Siyah gözleri korku ile açılmıştı. "Ne yaptığını sanıyorsun Mira? Hemen o hapları bırak." Bir an beni önemsediğine inanacak gibi oldum. İşte hayat sınavındaki soruya yanlış cevap vermemin nedeni bu çocuktu. Beni sevebileceğini düşünmüştüm ama bugün onu Sharpay ile öpüşürken görmüştüm. Bütün inancım bir öpüşle silinmişti kalbimden. Ben bunları düşünürken Eric yanıma geldi. Bana öyle sıkı sarıldı ki boğulma tehlikesi geçirmiştim. Beni sevmediğini düşündüğüme inanamıyordum. Cevabı doğru yapmıştım. Sadece optik forma yanlış işaretlemiştim. Tanrım Eric beni seviyordu ya da ölmemem için yalan söylüyordu. Ellerimle kaslı göğsünden ittim. "Eric bırak beni, bırak. " Eric benden yavaşça uzaklaştı ama çok uzaklaşmamıştı. Burunlarımız arasında üç parmak uzaklık vardı. "Sen neden geldin?" Ne olduğunu biliyordum. Sanırım ona gönderdiğim veda mesajından dolayı gelmişti. Aşağıda ise üvey annem ile kavga etmişti. Eric yanaklarımı yumuşacık ellerinin arasına aldı. "Seni seviyorum Mira. Hem de tahmininden çok daha fazla seviyorum. Ama Sharpay beni zorla öptü. Yanlış bir zamanda gördün beni. Lütfen affet. Sen ölürsen bende ölürüm." Bu içten sözlerine inanmalı mıydım? Beynim bunu sorguluyordu. Kalbim ve ruhum ise çoktan inanmıştı. Eric beni seviyordu. Buna inanması güçtü. Eric gözlerime sabitledi gözlerini. Siyah gözleri beni içine hapsetmişti. Müebbet hapis cezasından beterdi bu. Beni şaşırtan gözlerinde hiç beyazlık göremememdi. İrisin etrafında beyazlık olması gerekmiyor muydu? Bir anda korku bütün vücudumu kapladı. Kalbim şimdi damarlarıma korku pompalıyordu. Eric'in ellerinin arasından bir çırpıda kurtuldum. Yatağın öbür tarafına geçtim. Eric bana şaşkınlıkla bakıyordu simsiyah gözleriyle. O sırada nefesim titremeye başladı. "Neler oluyor?" Sanki hiç birşey bilmiyormuş gibi bi' de neler oluyor diye soruyordu. Tanrım cidden neler oluyordu? "Eric... Sen... yani gözlerin... simsiyah..." Ne diyeceğimi şaşırmış bir haldeydim. Eric'in gözleri daha da korkuyla açılmıştı. Gözlerini sımsıkı kapattı. Başını öne eğdi. Bir süre sonra başını kaldırdığında gözleri eski haline dönmüştü. "Şimdi senden neden uzak durduğumu anladın mı?" demesiyle kendime geldim. O neydi öyle? İnsan olmadığı kesindi. "Sen... Sen... Nesin?" sesim hiç olmadığı kadar titremeye başlamıştı gene. Hem benden neden uzak durmaya çalışıyordu ki bana zarar vereceğinden mi korkuyordu? Eric derin bir nefes aldı. Yatağıma oturdu. Gözlerime baktı. Sağ elini yatağıma vurdu oturmamı istediğini belirtmek için. Tereddütle yaklaştım ve yanına oturdum. Gözlerini çalışma masamın üzerindeki çerçeveye dikti. Aslında ona bakıyor gibi gözüksede bakmıyordu. Gözlerinde başka şeyler vardı sanki. Anlatacaklarını çok merak ediyordum. "Mira ben... Bir..." Ah sen bir nesin Eric? Söyle artık!

Bi' türlü demiyordu ya da diyemiyordu. Ama bu beni daha da sabırsızlandırıyordu. "Ben bir... çeşit... yaratığım. Gilnochki gezegeninden geliyorum. İnsan değilim Zetnox diye bir ırka aidim." Sonunda derin bir nefes aldı. Ne yani o bir uzaylı mıydı? Tanrım daha neler? Ama doğruydu. Gözlerime çevirdiği gözleri bunun doğruluğunu kanıtlayacak nitelikteydi. Tanrım ben şimdi ne yapacaktım? Anlayamıyorum. Aslında bu bir şeyi değiştirmezdi. Ben ona aşıktım ve bu böyle sürüp gidecekti. İsterse kurt adam olsun ona aşıktım. Bu değişmez tek kuraldı. "Gerçek görünümüm bu değil!" demesi ile vücudumu bir şaşkınlık dalgası sardı. Kalbim şaşkınlıkla pır pır atıyordu. "Görmek ister misin?" Ne? Tanrım kafayı yiyordum. Sadece evet anlamında kafamı salladım. Konuşacak gücü kendimde bulamıyorumdum. Eric ayağa kalktı. Elini kapıya doğru çevirdi. Kapı hızla kapandı. Hey! Özel güçleri mi vardı? Ellerini tavana doğru kaldırdı. Bu kadar uzun olduğunu hiç farketmemiştim. Birkaç sözcük fısıldadı. Birden çok parlak bir ışık dalgası etrafını çevirdi. Gözlerimi kapatmak zorunda kalmıştım. Açtığımda ise mavi şeffaf bir şey karşımda duruyordu. Şey diyorum çünkü gerçekten ne olduğunu kestirebilmiş değilim. Mavi ışıklar saçıyordu etrafına. Simsiyah gözleri mavi yüzünü daha da korkunç yapıyordu. Hava da duruyordu. Saçları sanki kalın çok kalın mavi tellerden oluşmuştu ve elektrik çarpmış gibi havaya kalkık salınıyordu. "İşte ben buyum!" Sesi biraz daha kalın çıkmıştı. Gözlerim şaşkınlığını koruyordu. Bugün ölmeyi planlıyordum ama şimdi olanlara bak! Anneannem eskiden bunun aynısının resmini çizmişti ama pembeydi. Birgün bunlarla karşılaşacağımı söylediği için deli hastahanesine göndermeyi planlamıştı babam. Ama bu planını uygulayamadı çünkü annem bizi terketti. Babamın dediğine göre ölmüş. Gözlerimdeki yaşları daha fazla tutamadım. Birkaç damla yaş süzüldü yanaklarımdan. Eric bana şaşkın bakışlarla bakıyordu. Asıl bakması gereken ben değil miydim? "Sen... Yani bu formdayken diğer zetnoxların düşüncelerini okuyabilirim ve senin düşüncelerini okuyabiliyorum. Sen bir Zetnox musun?" Eric neden bahsediyordu? Ne? Ben bir neyim? Tanrım! "Gözlerin..!" Eric ne demeye çalışıyordu. Eski formuna büründü tekrar. Yanıma gelerek beni ayağa kaldırdı. Aynaya götürdü. Aynaya baktığımda yansımam korkunç görünüyordu. Kumral saçlarım belime kadar uzanıyordu. Kakülümü bir tokayla saçlarıma tutturmuştum. Gözlerimin altı morarmıştı. Mavi gözlerim... Gözlerim beyazdı. Tanrım! İrisim neredeydi? Göz bebeğim nerelere kaybolmuştu? Kendime hakim olamayarak isterik bir çığlık attım. Babamın ve üvey zavallının gelmesi an meselesiydi şimdi. Şom ağızlı derler ya benim düşüncelerim bile şomdu. Düşüncem ile birlikte babamın kapıya tıklaması bir olmuştu. "Orada herşey yolunda mı bebeğim?" Ne diyecektim? Ben bir canavarmışım baba. Muhtemelen annemde canavarmış. Ah bir de Eric öğrendiğim ilk canavarmış mı diyecektim? "Evet baba camdan bakarken bir kuş gördüm sandım da!" Tanrım bu söylediğim en aptalca yalandı. Kim kuştan korkardı ki? Eric sırıtmıştı. Omzuna öyle bir vurdum ki duvara yapıştı. Ama ben sadece hafif bir vuruş yapmıştım. Olduğumdan daha güçlüydüm. Eric'in göğüslerime bakan gözleri daha da şaşkınlığa bürünmüştü. Tişörtümün ince bir ipten oluşan kolu düşmüştü ve bu da göğüslerimin bir bölümünü ortaya çıkarmıştı. Bunun içinde entresan bir biçimde yıldız şeklinde olan doğum lekemde vardı. Daha ilginç olan siyah olan leke parlıyordu. Bu ne böyle Tanrım? Neden parlıyordu bu böyle? Elimle üstüne sürttüm. Ama hiç bir değişiklik olmadı. Eric bana yaklaştı. Hala işaretime bakıyordu. Bu rahatsız edici olmaya başlamıştı. "Sen... Prensessin. Zetnox kraliyet ailesinde bu işaretten bulunur." Aslında annemde de aynısından vardı ama kolundaydı. Kraliyet konusu mu? Prenses olmak istememiştim ki ben! Tanrım bugün sadece ölmek istemiştim. Bunları öğrenmek istememiştim ki! Ağlamak istiyordum ama üzüntüden değil! Sinirden ağlamak istiyordum. Yatağa oturdum. Eric yanıma oturmuştu. Yüzümü ona döndürdü. Çenemden tuttu ve yavaşça ona yakınlaştırmaya başladı. Dudaklarına yaklaştıkça kan yüzüme hücum ediyor sanki orada depolanıyordu. Dudaklarımız nihayet birbirini bulduğunda yumuşacık dudaklarında kendimi buldum aynı zamanda kaybetmiştim. Kollarımı boyuna doladım. Eric'in elleri ise tişörtümün içinde geziniyordu. Bu beni daha da deli ediyordu. Bir anda Eric'i üstümde buldum. Yatakta oturmuyorduk artık. Tişörtümü çıkarmaya çalışıyordu. Benimde yardımımla bunu başardı. Sütyenimi açamıyordu bir türlü. Bunu da yardımımla açtı. Dudakları göğüslerimde, boynumda ve yüzümde gidip geliyordu. Onun tişörtünüde çıkardım. Kaslı vücudu şimdi tam karşımdaydı. Ellerim kaslı vücudunda hareket ediyordu. Pantolonunun kemerini elimle açtım. Gülümsedi ve benim şortumuda eliyle çıkardı. Kendi pantolonunuda kapıya doğru fırlattı. Elini kapıya doğru çevirdi. Kilit çevrilmişti. Daha demin olanları ne çabuk unutmuştuk. Elini bu sefer pencereye doğru çevirdi. Pencere kapandı ve kilitlendi. Perde kapandı. Evde hem de babam varken Eric ile sevişmek pek iyi bir fikir değil gibime geliyordu. Bir de insan olmadığımı öğrenmişken bu hiçde uygun değildi fakat bu çok eğlenceliydi. Babam endişeli bir sesle konuşmuştu. "Kızım iyi misiniz? Neler oluyor orada? Kapı neden kilitli?" Bütün bu soruların cevabını biliyordum ama cevaplayacak gücü bulamıyordum. Eric hala üzerimdeydi. Göbeğimden boynuma kadar öperek gelip gidiyordu. "Birşey yok baba. Bir fare gördüm. Eric de onu camdan fırlattı. Onun için çığlık attım. Kapıyı da kaçmasın diye kilitledim." Babamın birazdan kapıyı aç diyeceğini çok iyi biliyordum Eric'i üstümden ittim ve giysilerini işaret ettim. Hızlıca giyindi bende şortumu ve tişörtümü giydim. Eric'in heyecanla fırlattığı sütyenimi ise yatağımın altına ittim. Babam demeden kapıyı açtım. Babam gülümsüyordu. "İyi günler efendim. Bende gidiyordum. Fareyi attım." gülümseyerek kapıdan çıktı.

O anda aklıma birşey geldi gözlerimiz ne olmuştu? Eric'in gözleri düzelmişti. Benimkilere ne olmuştu? Hemen aynaya koştum. Denizdende mavi gözlerim yerine gelmişti. İçimden bir oh çektim. Geri döndüğümde babam gitmişti. Kapıyı kapattım ve kilitledim. Bir tıklamayla irkildim ama bu kapıdan gelmiyordu. Camdan geliyordu. Cama koştum. Eric camdaydı. Camın önündeki ağaca tırmanmıştı. Camı açtım. "Başka bir yerede devam etmeye ne dersin?" Gülümsemesi beni benden götürüyordu. Bende gülümsedim ve zevkin, şehvetin mutlu yoluna adımımı attım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julié Clouid O'Shéliâ
Admin | 6. Sınıf Çaylak | Karanlık Kız | Güç Seviyesi : 100
Admin | 6. Sınıf Çaylak | Karanlık Kız | Güç Seviyesi : 100
avatar

Mesaj Sayısı : 228
Kayıt tarihi : 15/05/10
İş/Hobiler : Yakmak.
Nerden : Ateşin doğumundan..

MesajKonu: Geri: Mindy Hppy   Çarş. Kas. 24, 2010 10:48 pm

89 - Seksen Dokuz.
Keyifli Rp'ler !

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Mindy Hppy
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night Rpg :: Role Play Bölümü :: Role Play Puanlatma-
Buraya geçin: