Gece Seni Seçti! Ölümün Doğuşun Olacak! Mavi Çaylaklar ve Kırmızı Çaylakların Birlikte Yaşadığı Bu Evde Gün Olmayacak!
 
AnasayfaKapıTakvimAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap
Gece Evi Tekrar Doğruyor (: Haydiyin Eğlenelim ve Canlandıralım bu Sayede Büyük Bir Site Olalıım (:

Paylaş | 
 

 Tom M. Anderson~

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Tom M. Anderson
Edebiyat Profesörü | Güç Seviyesi : 82
Edebiyat Profesörü | Güç Seviyesi : 82
avatar

Oda Arkadaşı : Tek kalıyorum v.v
Mesaj Sayısı : 37
Kayıt tarihi : 06/06/10

MesajKonu: Tom M. Anderson~   Ptsi Haz. 07, 2010 1:55 am

Not: Başka bir karşılıklı rpgmdendir...

~Kibir, Hiçlik ve İyi Niyet~

Nefsin olduğu yerde, mutlaka kibirin de parmağı vardır. Kibir, yeni doğan bir bebeğin sabiliğini, şeytanın kölesine çeviren, amaçsız ve duygusuzca etrafta dolaşıp insanları tiksindiren, sadece aşırı güvenin bulunduğu yerlerde konaklayan kötü bir duygudur zannımca. İçimde hiçbir duygu barındırmamam, belki de bu yüzden iyi bir şeydi. Fakat benim Nihilliğimi, bu lanetli duyguyla karıştıran insanlar da yok değildi hani. Kimisine göre ben, dünyadaki her şeyden daha mükemmel olduğumu sanıyordum. Ukala, bencil ve şımarık... Kibirin yoğurduğu hamur ancak bu tadı verse gerek. Fakat içimdeki boşlukta tek bir tane bile olsa, duygu barındıramayacağıma ant içebilirdim, en azından önümüzdeki dakikalara kadar... Sadece hafifçe kabaran bir ekmek gibi, içimdeki tiksintinin de arttığını duyabiliyordum. Yaşadıklarından dolayı dolmuş, ve patlamaya hazır bir bomba vardı karşımda. Benim de yaşadıklarım onunkinin yanında az değildi hani... Fakat içimi tamamen arındırmak, insanların yüreklerini aleyhimde bir karanlıkla doldurmaktan daha cazip bir seçenekti...

' Seni sevdiğimde, göğsümde atan kalbim oldun, bedenimi ise yakan en büyük korkum... ' Ünlü bir şairin sözleri mi bunlar? Hayır, geçmişimin yankılanan çığlıklarının sesi olabilirdi ancak... Sevip de sevilmediğim bir dünyaya ait notalar... Hayatımın şairi bendim, dizelerdeki kelimeler ise benim yüzümden zift renginde gözyaşları döküyordu sanki.. Dayanamayacaktım, dayanamadım. Geçmişimden, kişiliğimden, kendimden kaçtım, fakat yapamadım. İçimi yeniden dolduracak bir benlik bulmam imkansızdı sanki, veya ruhumu tatmin edecek yeni bir kalp olmaya layık bir insan...Bir hırsız gibi, geleceğimi çaldım kendimden. Ellerimden kayıp giden umut, yere düşüp oarçalanmadan evvel, kan renginde alevlerin içine düşüp kül olmuştu artık. Amaçlarım, susuz bir girdabın içinde boğuluvermişti; duygularım, gözlerimden akıp gitmişti...

Tıslayan bir kedinin sesi gibi, kötü ve korkunç bir etki bırakıyordu söyledikleri kulaklarımda. İlk başta anlayamamış, belki de, biraz da olsa beni anımsatan bir aynanın içine düşmekten çekinmiştim. Sadece baktım ona, konuşurken, ve hatta ağlamamak için gülerken... Ah, duyguları yok etmek; gizlemekten daha kolaydır, demek geliyordu içimden. Avı ve öfkeyi kahkahalarla değil de, haykırarak dışarı atmak... Yahut bağırıp çağırmaktansa, insanların içine akıtmak tüm kötü duygularını.. Bunu yapmak daha kolaydı, fakat asla bir acizin işi olamazdı. Büyük bir samimiyetle söylediğim sözleri, kızgın lavlarla geri yutmuş gibiydim. Fakat ben hep o volkanın içindeydim. Onu anlamamam, işten bile değildi artık...

" Nesin sen? Kahin mi? Sana ileri de ne olacağını söyleyeyim. İleride hiçbirşye olmayacak! Yalnız, mutsuz, boktan bir hayat sürüp gideceğim! Sana ne olacağını bilmiyorum ama bu zaten umurumda değil. "

Ben ne miydim? Bir kahin olamayacağım kesindi... Ancak bir sarraf olduğuma üzerine yemin edebilecek kadar emindim. Sadece gözlerimdeki derin boşluğu kusursuz bir şekilde korurken, yüzüme onu anladığımı gösteren mimiklerimi takınmıştım. Doğal ve eşsiz gibiydi sanki bu sahne, esen rüzgarın içine işlemişti ölümsüzlük, ağaç yaprakları arasında dalga dalga ilerliyordu... Kulaklarımıza fısıldadığı sesler, bir ölüm senfonisi gibiydi. Benliklerimizin ölüşü... Ruhumuzun çığlıkları... Sesimizin burukluğu, fakat bir o kadar da özgüvenli çıkışıydı sanki. Ona bir şey demeyecektim, zira kibir, şah damarına değip geçmişti sanki. Zaten bana gerek kalmadan, muhtemel olarak beklediğim ikinci sözlerini söylemek üzere sözü yeniden devralmıştı...


" Dediklerime aldırmamanı tercih ederim ki sanırım zaten öyle yapıyorsun. Sana birşey diyiyeyim mi? Son zamanlarda doğru düzgün konuştuğum ilk kişisin. "

Neden acaba, demek geliyordu içimden. Zira, beni kendiyle karşılaştırdığında, gözlerimde kibirli ve ukala sandığı o derin boşluğu kendisinde, her aynaya baktığında görüyordu. Fakat o, kimi kandırdığını sanıyordu? Karşısında, son yılların en kasvetli görülen, o yumuşak 'Nihil' duruyordu. Belki de başka biri olsaydı, suratının ortasına tokadı yemişti. Ve o 'Nihil', sarraflığında bir üst kademeye ulaşarak onu bile anlayabilmişti...

' Beni kendinle kıyaslayamıyorsun. Zira aramızda, hayata olan öfkemiz de dahil pek fark yok. Lakin bizi ayıran en önemli özelliklerden biri, senin kibrin, benimse, seni yutan boşluğum... '

Sözlerim onu bir buz gibi yarıp geçse de, haliyle buna pek fazla aldırış etmiyordum. Değer vererek konuşsaydım eğer, böyle konuşmak için bulundurmam gerek o h,çlik ve yanında getirdiği güveni, bedenimde hiçbir yere sığdıramazdım. Aynı şekilde betonun soğukluğu da beni pek alakadar etmiyordu, zira tenim ondan bile keskin bir soğukluğa sahipti. Bir kilisenin etrafının, asla kirli tutulamayacağını bilmeyen bir kişi, üzerindeki o kar beyazı elbiseye asla kıyamazdı. Belki de bu yüzdendi karşımdaki bu hayattan nasibini almış, ukala kızın ilk şaşırmış, daha sonra da anlayan bir ifade takınması. Fakat sorsaydı da, en fazla oturması için elimi sallardım. Ve sessizliğimi, eğer başka bir ses bölmeseydi, o gidene kadar da mümkün olduğunca konuşmamaya gayret ederdim..


'Merhaba ben Evie.Okulunuza yeni geldim.Acaba yatakhane nerede?Ben bulamadım da.Acaba bana yatakhaneyi gösterir misiniz?'

Kıkırdak, sevecen bir yapısı olduğunu öne süren, o masum sırıtışını on kez duymayı, yanımdaki kızın kahkasını sessiz bir şekilde, tek bir defa izlemeye yeğlerdim. Fakat yine de, giyimle eğer çok ilgilenseydim, yanımdaki kızın peşini bırakmazdım herhalde. Tsch, fakat bu benim ilgi alanlarıma girmiyordu. Dur biraz, benim bir ilgi alanım var mıydı ki? Ah, hiç sanmıyorum...

Bakışlarımın soğukluğunu görüp de aldanmayan bir kişi daha görmediğim için, yeni elen kızın, yani mutlu bir şekilde ismini şakıyan Evie'nin, mahcup bakışlarında bir kusur bulmuyordum. Fakat bugün bir kişiyi daha sinir etmem, işten bile olamazdı. Fakat kafamı çevirmeden önce, gözüme sadece bir saniyeliğine takılan o kare, bir an şaşırmamı tetikledi. O mahcup ve endişeli kız, bu kadar hızlı mı buhar olup uçuveriyordu? Yoksa şu anki gülüşünün altında; üzgün, şaşırmış, endişeli ve türevleri maskelerden olusan bir katman mı vardı yüzünü kapayan? Meeh, anlaşılan oydu ki, buradaki kimse kendisi olmayı beğenemiyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Natalia Ellié O'rélia
Admin | 5. Sınıf Çaylak | Karanlık Kız | Güç Seviyesi : 100
Admin | 5. Sınıf Çaylak | Karanlık Kız | Güç Seviyesi : 100
avatar

Oda Arkadaşı : Natalia Aphrodite Tesher...Ruh ikizim :D Şu rpgyi bitirsek iyi olucak aslında ama kısmet olmuyo bi türlü :D
Mesaj Sayısı : 632
Kayıt tarihi : 30/05/10
Yaş : 23
İş/Hobiler : Yorma beni ya!
Nerden : Moskova
Lakap : Adımı beğenmiyorsan benimle konuşma zahmetine girme bence!

MesajKonu: Geri: Tom M. Anderson~   Ptsi Haz. 07, 2010 9:26 pm

Öncelikle şunu belirtmeliyim rpg'ni gerçekten çok beğendim . Bir kişinin karmaşık duyguları ancak bu kadar iyi ifade edilebilirdi sanırım .

Hatalara gelirsek rpg'ler 3. tekil şahsın ağzından yazılır . Seninkiyse 1. tekil şahıstan yazılmıştı .

İkinci olarak da rpg'nin açık bir konusu yoktu . Sadece kafa karıştırıcıydı .

*82

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Tom M. Anderson~
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night Rpg :: Role Play Bölümü :: Role Play Puanlatma-
Buraya geçin: