Gece Seni Seçti! Ölümün Doğuşun Olacak! Mavi Çaylaklar ve Kırmızı Çaylakların Birlikte Yaşadığı Bu Evde Gün Olmayacak!
 
AnasayfaKapıTakvimAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap
Gece Evi Tekrar Doğruyor (: Haydiyin Eğlenelim ve Canlandıralım bu Sayede Büyük Bir Site Olalıım (:

Paylaş | 
 

 Oceane Chloe.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Asphodel Mondierre
Kırmızı Çaylak | Güç Seviyesi : 94
Kırmızı Çaylak | Güç Seviyesi : 94
avatar

Oda Arkadaşı : Kendi başımın çağresine bakarım ben.
Mesaj Sayısı : 5
Kayıt tarihi : 08/06/10
Yaş : 22
İş/Hobiler : İnsan yiyorum bir nevi çakma zombicilikle meşgulum.
Nerden : Ordan burdan.
Lakap : As.Jew.Jewy.Elle.

MesajKonu: Oceane Chloe.   Salı Haz. 08, 2010 11:39 pm

Açık pencereden içeriye dolan ılık rüzgarın esintisine bıraktım ruhumu. Buz soğukluğundaki yeşil gözlerimi kapattım. Alev alev yanan tenimi okşayan rüzgara minnettarca gülümsedim. İçin için sızlayan yüreğimin verdiği dayanılmaz acıyı görmezden gelmeye çalıştım. Titreyen ellerimi yumruk yaptım ve dudaklarımı birbirine bastırdım. Ağzımdan çıkabilecek en ufak bir çığlık hayatıma mal olabilirdi. Ve henüz ölmek için doğru zaman değildi. Arkamda büyük bir pişmanlık ve yakamı bırakmayan bir vicdan azabıyla terk edemezdim yıllarımı verdiğim dünya hayatımı…
Bu düşünceler bir girdap gibi beynime dolarken duyduğum bir çığlıkla olduğum yerde irkildim. Çığlık bir kadına aitti ve acının verdiği keskinlikle karanlık gecede yankılanmış ve sonra hiçbir şey olmamış gibi karanlık eski sessizliğine dönmüştü. Yavaşça ayağa kalktım. Başım dönmeye başlarken düşmemek için koltuğun koluna yüklendim.

‘’Tanrım!’’ diye fısıldadım acıyla, başıma saplanan ağrıya gösterdiğim bu ufacık tepki bile yerimi belli edebilirdi, hemen sonra endişe doldu gözlerimle kuşkuyla etrafa bakındım. En ufak bir ses bile çıkmadı. Gecenin delinmez karanlığı adeta bütün sesleri, ruhları yutuyor güneşin olmadığı saatlere ölü havası veriyordu. Açık pencere rüzgarında etkisiyle tıkırdarken ürperdiğimi hissettim. Cama doğru yürürken başıma saplanan ağrıyı hafifleteceğini düşünerek elimi anlıma bastırdım. Ilık sıvı parmaklarımı kaplarken tiksintiyle yüzümü buruşturdum. Kanın, tanıdık kokusu odayı doldurduğunda mide bulantısıyla beraber baş dönmesi de beni esir almıştı. Kana olan bu zaafım en zayıf noktamdı.
Bunu düşünmemeye çalışarak baştan aşağı titreyen kolumla pencereyi kavradım ve rahatsız edici ses anında kesildi fakat az sonra gecenin karanlığında yankılanan ve yıldızları bile titretecek kadar acı olu bir çığlık daha duyuldu. Yeşil gözlerim de geceye karışırken içlerinde endişe ve merak duyguları gizliydi. Bu defa gece bile bu çığlığa duyarsız kalamadı. Rüzgar sesi taşırken birkaç kere yankılandı. Sonunda kesildiğinde gecenin o huzurlu, ölü havası kaybolmuş, her şey fazla canlı bir hava kazanmıştı.

‘’Yüzünü göster!’’ Dehşetle kocaman açıldı bir anda gözlerim, kalbim göğüs kafesimin içinde çırpınırken adrenalin damarlarımı yırtmak istercesine akan kanıma karıştı. Ayın ışıltısına diktim gözlerimi, rahatlamaya çalıştım. O ayda kendi yansımamı görür gibi oldum. Dehşet, korku, cesaret ve ışıltı… Hepsi oradaydı işte! Bu bana güç verdi sesimin berrak çıkmasına özen göstererek

‘’Öncelikle yüzümü görmeye layık mısın onu öğrenmeliyim.’’ Dedim düştüğüm dehşetten ya da baş ağrımın neden olduğu beyin çalkantısından eser yoktu sesimde. Arkamdaki çocuğun nefesi titredi, sinirlenmişti.
Camdaki yansıması bulanık olsa da benim yaşlarımda, uzun boylu ve güçlü bir çocuk olduğu ortadaydı.

‘’Farkındaysanız hanımefendi benim evimdesiniz ve yine farkındaysanız şu anda korkması gereken sizsiniz!’’ sesi oldukça nazik çıkmış olmasına rağmen siniri arasından kolayca seçiliyordu. Ama çocuğun bu sözleri rahatlamamı sağladı, peşimdekilerden biri değildi. Sadece can havliyle girdiğim apartmanda kapısı aralık olan tek eve sahip olduğu için benimle karşılaşmıştı, beni aradığı için değil. Sırtımı dikleştirdim ve daha o anda başıma keskin bir ağrı saplandı. Akan kanın arttığını hissederek çocuğa döndüm.
Öncelikle içimi açıp bakmak ister gibi uzun uzun inceledi beni… Başlarda bal rengi güzel gözleri sakindi ancak bedenimde kayarak beni inceleyen gözleri başımdaki yaraya geldiğinde durdu. Gözleri kocaman açıldı ve ağzı şok nidası koy verecekmiş gibi açıldı ancak hemen sonra kendini tuttu ve

‘’Başına ne oldu? Kötü görünüyor.’’ Diye mırıldandı.
Tabiî ki de kötü görünecek, oluk oluk kan akarken ve bıçakla derine doğru kesilmiş gibi görünen bir izle hoş görünecek hali yoktu.
Alnımdaki kesik yüzünden beynim sürekli dalgalanıyordu. Sanki kocaman bir okyanusta nerede olduğunu bilmeyen bir dalgıç gibiydi, her yöne doğru hareket ediyordu. Bu çocuğa ne cevap vermesi gerektiğini bir türlü bulamıyordu. O kadar çok balık vardı ki hangisini yakalayacağına karar veremeyen bir balıkçı gibiydi. En sonunda gerçeğe en yakın yalanı söylemeye karar verdi.

‘’Peşimde adamlar var. Fazla korkutucu ya da saçma gelebilir ama dinlemelisin beni. Onlar beni bulursa ölmekten başka şansım kalmaz. Evime girdiklerinde neyse ki uyumuyordum. Ama bana saldırdıklarında her şey bir anda patlak verdi. Biri kafama doğru bir bıçak savurduğunda farkında bile değildim, o sırada bir diğerinin dişlerinden-yani bana fırlattığı eşyalardan kaçmaya çalışıyordum. Sonra evin camından atladım ve buraya kadar koştum sanırım şu anda hala her yerde beni arıyorlar. Neden aradıklarını sorma çünkü bende tam olarak bilmiyorum.’’ Ben bunları sanki birinin yakalamasından korkuyormuş gibi hızlı hızlı anlatırken çocuk pür dikkat beni dinlemiş ve gözlerini bir an olsun yeşil gözlerimden ayırmamıştı.
Bir şeyler söylemek için ağzını açtı ancak hemen sonra vazgeçti. Ve aramızdaki derin sessizlik o an başlamış oldu. Bana saat gibi gelen birkaç dakikanın sonunda çekip gitmem gerektiği çatlamak üzere gibi ağrıyan kafama dank etti. Tam çocuğa teşekkür edecekken aynı ızdırap dolu çığlık yeniden karanlık geceyi ve aramızdaki sessizliği korkunç bir şekilde yardı. Yeni bir titreme dalgası beni ele geçirirken kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Bu çığlığı tanıyordum. Bu ‘’benim çığlığımdı.’’

Daha o saniye her şey siliniverdi. Korkunç düşünceler beynime dolarken acı dolu bir çığlık koy verdim. Görüntüm bulanıklaşırken düşmemek için çocuğa doğru yalpaladım. Başım yarılır gibi acıyla zonklarken kalbim bir kafesin içine hapsolmuş, atmaya devam etmek, oradan kurtulmak için adeta çırpınıyordu. Kanım damarlarımı yakmak ister gibi beynime hücum ederken gözlerim kocaman açıldı. Sanki hemen arkamdaymışlar gibi, sanki dokunsalar kalbim duracakmış gibi hissederek titredim.
Bedenim korkunun verdiği ağırlığı daha fazla taşıyamayarak yavaşça düşerken güçlü kollar beni kavradı.

‘’İyi misin?’’ diye sordu bir ses fısıltıyla. Bense onu duyamıyor, sadece buradan kurtulmanın bir yolunu arıyordum. Görmeyen gözlerle çevreme bakınırken, uzun tırnaklarımı omuzlarına geçirdiğimin farkında bile değildim.

‘’Kurtar beni, ölemem, henüz değil! Yardım et bana yalvarırım sana, LÜTFEN!’’ sesim sanki benden çıkmıyor, kilometrelerce uzaktan geliyordu. Boğuk ve korku doluydu. Sakin ya da telaşsız olmaktan çok uzaktı.

‘’Ben ne yapmam gerektiğini bilmeden sana nasıl yardım edebilirim ki? Toparlanmalısın, derin bir nefes al ve sana nasıl yardım edebileceğimi söyle bana!’’

‘’ÇOK GEÇ, GELDİLER!’’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Oceane Chloe.   Salı Haz. 08, 2010 11:45 pm

94*
Hoşgeldin Özge'ciğimm (=
Bu rp'ni daha önce okuduğum için yorum yapmıyorum Razz
Gerekli başvurularını yap lütfen.
Konu Kilit !..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Oceane Chloe.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night Rpg :: Role Play Bölümü :: Role Play Puanlatma-
Buraya geçin: